Maskeli vicdanların vahşice maskelerini düşürdüğüne, milletin üzerine kurşunlar sıkan hainlerin ihanetine, millî iradenin kalbinin bombalanmasına, insanı sırtından vuranların çirkin yüzüne 2016 yılında hep birlikte tanıklık ettik. Birliğimizi, dirliğimizi, kardeşliğimizi hedef alan kalleşlerin -topu da gelse- gözü kara milletimizin gözünü korkutamayacaklarını bilmemeleri ebedî bir gafletten, âcizlikten başka bir şey değildir. Karşılarında; millî marşı “Korkma” diye başlayan, tâbi olduğu Peygamberi “Korkma, Allah bizimle beraberdir” diyen bir millet vardır. Öyle ki İstiklal Harbi yıllarında taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmayan bir dönemde bile onca imkânsızlıklara rağmen -İstiklal Marşımızda kayıt altına alındığı gibi- yurdunu “alçaklara uğratmamış”, gövdesini siper etmiş, hayasızca akını durdurmasını bilmiştir. 2023 hedeflerine büyük bir özgüvenle yürüyen, dev yatırımların bütün bereketiyle dolup taştığı; Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Marmaray ve Avrasya Tüneli gibi ecdadın rüyasına sadakat gösteren ve kıtaları birleştiren gönül köprüleriyle; 2023 yılında 500 milyar dolarlık ihracat hedefi ve dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına girmeyi hedefleyen ekonomisiyle, güçlü devlet imajıyla, devlet geleneğimizin şahlandığı Türkiye Cumhuriyeti, yine İstiklal Marşımızda da ifadesini bulduğu gibi “kükremiş bir sel olup bendini çiğneyip aşmıştır.” Bu bakımdan adı ne olursa olsun, sayısı ne kadar olursa olsun bütün terör örgütleri bu selde boğulmaya mahkûmdur. “İstikbal bizimdir” diyen Yeni Türkiye’nin aydınlık geleceğine haset edenlerin, insanlıktan nasibini almamış adi girişimleri akamete uğrayacaktır.
Önünü kış tutmayı bilen bir millet olarak tarih boyunca her zorluğun üstesinden gelmesini bildik. Karlar altında ömrünün baharında yatan vatan evlatlarımızın yüreklerimize kor hâlinde düşen acısı ne kadar derinse, şehitlere “ölü” demeyen bir Allah’a imanımız da o kadar derindir. Ancak dost düşman şunu iyi bilsin ki canımızı yakanların misliyle canı yanacaktır. Hem dünya hem âhirette…
“Zâlimin hasmı, mazlumun hısmı olarak” sadece kendi vatandaşı için değil, çevresindeki halklar için de huzurun, emniyetin, aydınlık bir geleceğin teminatı, ümit ve ilham kaynağı olan Türkiye Cumhuriyeti, kendisine sığınan göçmenlerin sorunları için bütün imkânlarını seferber etmiş, yasal düzenlemeler ve kurumsal yapılanmalarla ecdadına yakışır bir duruşla dünyaya insanlık dersi vermiştir. Batı ülkelerinin göçler karşısında, yine terör karşısında üzerine düşeni yapmayışı, insan hakları ve demokrasi hakkında mangalda kül bırakmayan söylemleriyle çelişmektedir. Oysa özü sözü bir milletimiz; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” şeklinde bir gönül mirasıyla ve ezelden beri öldürmeyi değil yaşatmayı, ümitsizliği değil ümidi, nefret etmeyi değil müjdelemeyi, zorlaştırmayı değil kolaylaştırmayı, ayırmayı değil birleştirmeyi, bencilliği değil paylaşmayı bilmiştir. Çünkü biz, yaradılanı dininden, dilinden, renginden, kıyafetinden, meşrebinden, mezhebinden ötürü değil, sadece Yaradan’dan ötürü severiz. İşte bundandır ki Nemrutların ateşinin kül olduğu Şanlıurfa’mızda bize sığınmış Suriyeli kardeşlerimize insanlık ve kardeşlik vazifemizi, Halil İbrahim bereketiyle ifa etmeye ilk günkü aşkla ve ilk günkü kararlılıkla devam edeceğiz.
Miladi Takvime göre 2016 yılının bu son gününü içine alan kış mevsimi ve kar, farklı kültürlerde, içinde farklı dinî ritüeller barındırmakta; 2016’nın son günleri farklı kültürlerde farklı hatıraları tazelemektedir. Bizde Aralık, Allahuekber Dağlarında Sarıkamış demektir. Mesela bizde Aralık,