Şanlıurfa’da gazetecilik yapmak artık yalnızca haber yazmak değildir. Bu şehirde gazetecilik yapan insanlar, bir yandan kamuoyunu bilgilendirmeye çalışırken diğer yandan sosyal medyada ahkâm kesen, fake hesapların arkasına saklanıp kendine dijital kahramanlık rolü biçen insanlarla da mücadele etmek zorunda kalıyor. Çünkü artık herkesin cebinde telefon, elinde internet var; fakat ne yazık ki herkesin vicdanı, izanı ve sorumluluk duygusu aynı seviyede değil.
Eskiden bir insanın fikir sahibi olabilmesi için emek vermesi, bir alanda mücadele etmesi, bilgi birikimi oluşturması gerekirdi. Şimdi ise sosyal medyada üç paylaşım yapan, iki slogan ezberleyen herkes kendisini memleketin kanaat önderi sanmaya başladı. Özellikle Urfa gibi herkesin birbirini tanıdığı bir şehirde, hayatta bir başarı ortaya koyamamış bazı insanlar, sosyal medya üzerinden gazetecilere saldırarak kendilerine alan açmaya çalışıyor. Çünkü üretmek zor gelir; yıkmak kolaydır.
Bugün bakıyorsunuz, hayatında bir haberin peşinden koşmamış, gece yarısı olay yerine gitmemiş, tehdit nedir yaşamamış insanlar; yıllardır sahada çalışan gazetecilere meslek dersi vermeye kalkıyor. Üstelik bunu da çoğu zaman kendi adıyla değil, sahte hesapların arkasına gizlenerek yapıyor. Urfa tabiriyle söyleyelim: Meydanda görünmeye cesaret edemeyenler, sosyal medyada yiğitlik taslıyor.
Bir haber yapılıyor…
Birilerinin keyfi kaçıyor…
Sonra aynı merkezden çıkmış gibi onlarca hesap devreye giriyor.
Bu artık bireysel tepki değil, organize dijital mahalle kabadayılığıdır.
Üstelik bu insanların önemli bir kısmı, gerçek hayatta hiçbir karşılığı olmayan kişiler. Bir meslek ortaya koyamamış, toplum içinde bir ağırlık oluşturamamış, üretmek yerine dedikoduyla gündemde kalmaya çalışan tipler… Kendilerine sosyal medyada bir “misyon” üretmeye çalışıyorlar. Çünkü bazı insanlar başarısızlıklarını örtmek için sürekli birilerini hedef almak zorunda hisseder.
Özellikle son yıllarda sosyal medya; bilgi paylaşımından çok ego tatmin alanına dönüştü. Her konuda fikri olan ama hiçbir konuda emeği olmayan insanlar türedi. Gazeteciliği de en çok bunlar konuşuyor. Çünkü işin kolay kısmı ekran başında yorum yapmak. Zor olan ise sahaya inmek, belge toplamak, baskıya rağmen soru sorabilmek.
Gazetecilik; klima altında oturup ahkâm kesmek değildir.
Gazetecilik; gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır.
Bugün Urfa’da gerçek gazeteciler; belediye başkanına da soru soruyor, milletvekilini de eleştiriyor, bürokratın eksiklerini de yazıyor. Fakat dikkat edin, sosyal medyada gazetecilere saldıran bazı çevreler aynı cesareti şehrin gerçek güç odaklarına gösteremiyor. Çünkü orada çıkar ilişkileri devreye giriyor. Güç sahibine laf söylemeye cesaret edemeyenler, en kolay hedef olarak gazeteciyi seçiyor.
Çünkü gazeteciye saldırmanın maliyeti düşüktür.
Hakikati konuşmanın ise bedeli vardır.
Ne acıdır ki bugün bazı insanlar, gazetecilere saldırmayı marifet sanıyor. Oysa eleştiri dediğiniz şeyin bile bir ahlakı, bir seviyesi olur. İzan sahibi insan, önce düşünür sonra konuşur. Vicdan sahibi insan, bir meslek grubunu topyekûn hedef almanın yanlış olduğunu bilir. Ama ne izan var ne vicdan…
Sosyal medyada hakaret etmeyi cesaret sananlar şunu unutuyor: Sahte hesapların arkasına gizlenmek güç değil, korkunun en açık göstergesidir. İnsan doğru söylediğine inanıyorsa kendi adıyla konuşur. Fake hesapla saldırmak ise karakter zafiyetidir.
Akademik olarak bakıldığında da dijital linç kültürü, toplumların iletişim ahlakını bozan en büyük sorunlardan biridir. Özellikle anonim hesaplar üzerinden yürütülen organize saldırılar, fikir özgürlüğü değil; psikolojik baskı yöntemidir. Amaç tartışmak değil, sindirmektir. Bugün gazetecilere yapılan da tam olarak budur.
Çünkü bazı çevreler şunu çok iyi biliyor: Gerçek gazeteci susturulursa şehirdeki gerçek sorunlar daha az konuşulur.
İşsizlik…
Torpil düzeni…
Çözülmeyen altyapı problemleri…
Gençlerin umutsuzluğu…
Yanlış yatırımlar…
Bütün bunlar konuşulmasın diye gündem gazeteciler üzerinden kirletilmeye çalışılıyor.
Ama unutulan bir şey var:
Gerçek gazetecilik, sosyal medya algılarından daha güçlüdür.
Urfa’da bir söz vardır: “Boş teneke çok ses çıkarır.”
Bugün sosyal medyada en çok bağıranların önemli kısmı da tam olarak budur. Gürültüleri çoktur ama ortaya koydukları bir emek, bir fikir, bir üretim yoktur. Çünkü insanın kalitesi; attığı yorumlarla değil, ortaya koyduğu duruşla ölçülür.
Sonuç olarak; gazetecilere saldırarak kendine yer edinmeye çalışanlar, önce dönüp aynaya bakmalıdır. Çünkü bu memlekette gerçek mücadele; sahte hesaplardan saldırmak değil, gerektiğinde tek başına doğruyu söyleyebilmektir.
Biraz izan, biraz vicdan ve biraz da emek sahibi olmak gerekir. Çünkü Urfa’da laf çoktur ama herkes adamlık yükünü taşıyamaz.