Urfa'da Gazetecilik Kisvesi Altında Kimler Var? Milyonluk Hesaplar Açıklansın

 

Bir kentin hafızasını yalnızca meydanları, caddeleri ya da tarihi yapıları oluşturmaz. O kentin vicdanını aynı zamanda basını şekillendirir. Çünkü gazetecilik; gücün yanında saf tutan değil, gücü denetleyen, kamu adına soru soran ve gerçeğin izini süren bir meslektir. Kalemin değeri de tam burada başlar. Ne var ki bu meslek, hakikatin peşinde koşmaktan çok, hakkında konuşulan tartışmalarla anılır hale geldi.


Son günlerde gazeteci Zihni Çakır'ın sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı ve Şanlıurfa'yı işaret eden paylaşım, bu gerçeği yeniden tartışmaya açtı. Paylaşımda gazeteci kimliği altında faaliyet yürüttüğü öne sürülen bazı kişi ve hesaplardan, yerel siyaset ve bürokrasiyle kurulduğu iddia edilen ilişkilere; bazı iş insanları adına hareket edildiği ileri sürülen yapılardan milyonlarca liralık para trafiğine kadar uzanan dikkat çekici iddialar yer aldı.

 

Şunun altını özellikle çizmek gerekir: Bu ifadelerin tamamı bugün itibarıyla iddia niteliğindedir. Hukuk devletinde hiç kimse, sosyal medya paylaşımları üzerinden suçlu ilan edilemez. Ancak aynı hukuk devleti, kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve kurumların güvenilirliğini ilgilendiren böylesine ağır iddiaları da yok sayamaz. Çünkü cevapsız kalan her iddia, zaman içinde söylentiye; söylenti ise toplum vicdanında peşin hükme dönüşür.

Asıl korunması gereken de tam olarak budur.

Şanlıurfa, güçlü gazetecilerin yetiştiği, yerel basının yıllardır önemli bir kamu görevi üstlendiği şehirlerden biridir. Ancak son yıllarda yalnızca bu şehirde değil, ülkenin birçok noktasında gazetecilik mesleği farklı bir tartışmanın merkezine oturdu. Artık insanlar haberi okumadan önce haberi yazanın kim olduğunu sorguluyor. "Bu haber neden yapıldı?", "Kim adına yazıldı?", "Bu sessizliğin arkasında ne var?" gibi sorular, haberin önüne geçmeye başladı.

 

Oysa gazeteciliğin itibarı, haberin güvenilirliğiyle ölçülür; haberi yazanın hangi çevreye yakın olduğu yönündeki söylentilerle değil.

Ne yazık ki son yıllarda sosyal medya, bu güven duygusunu güçlendiren bir mecra olmaktan çok, kimi zaman kutuplaşmayı derinleştiren, kimi zaman da kişisel hesaplaşmaların yürütüldüğü bir alana dönüştü. Bir tuşla milyonlara ulaşabilen paylaşımlar, doğru bilgi kadar yanlış bilgiyi de aynı hızla yayabiliyor. Bu nedenle kamuoyunu etkileyen her iddianın, duygularla değil; delillerle değerlendirilmesi hayati önem taşıyor.

Gazetecilik; nüfuz devşirme aracı değildir.

Kalem, pazarlık masasına sürülecek bir koz olamaz.

 

Mikrofon, birilerinin sözcülüğünü yapmak için tutulamaz.

Sosyal medya hesapları da tehdit, baskı veya itibarsızlaştırma mekanizmasına dönüşemez.

Bunlar yalnızca gazetecilik etiğinin değil, kamu vicdanının da kırmızı çizgileridir.

Bugün kamuoyunda konuşulan iddialar doğru da çıkabilir, tamamen asılsız da olabilir. Bunu belirleyecek olan köşe yazarları değildir; sosyal medya kullanıcıları da değildir. Bu görevi yerine getirecek tek merci, bağımsız ve tarafsız hukuk mekanizmasıdır. Çünkü hukuk yalnızca suçluyu cezalandırmak için değil, masumu korumak için de vardır.

 

Tam da bu nedenle, böylesine ciddi iddiaların şeffaf biçimde araştırılması, yalnızca haklarında iddia bulunan kişiler açısından değil, gazetecilik mesleğinin saygınlığı açısından da önemlidir. Gerçek gazeteciler, birkaç kişi hakkında ortaya atılan iddiaların gölgesinde bırakılmamalıdır.

Şanlıurfa'da ve Türkiye'nin dört bir yanında, sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkan, sıcak altında kilometrelerce yol kat eden, afet bölgelerinde, adliye koridorlarında, hastane önlerinde, köy yollarında kamuoyunu bilgilendirmek için çalışan yüzlerce gazeteci var. Onların tek sermayesi meslek onuru, tek dayanağı ise kamuoyunun güvenidir. İşini hakkıyla yapan bu insanların emeği, birkaç kişinin davranışı ya da haklarında ortaya atılan iddialar nedeniyle tartışmalı hâle gelmemelidir.

 

Şeffaflık yalnızca siyasetçilerden beklenen bir ilke değildir. Kamuoyu üzerinde etkisi bulunan herkes için aynı ölçüde değerlidir. Gazetecilik de bu sorumluluğun dışında düşünülemez. Kamu adına hesap soranların, gerektiğinde kendileri hakkında sorulan sorulara da açık olmaları, mesleğin güvenilirliğini artırır. Hesap verebilirlik, gazeteciliği zayıflatmaz; aksine güçlendirir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni polemikler değildir. Daha yüksek sesle konuşmak da değildir. İhtiyaç duyulan şey, iddiaların hukuk içinde açıklığa kavuşmasıdır. Eğer ortada suç teşkil eden bir yapı varsa, gereği yapılmalıdır. Eğer iddialar gerçeği yansıtmıyorsa, bu durum da aynı açıklıkla ortaya konulmalıdır. Çünkü belirsizlik uzadıkça güven azalır; güven azaldıkça söylentiler büyür.

 

Unutulmamalıdır ki gazetecilik, dokunulmazlık sağlayan bir meslek değildir. Tam tersine, daha yüksek etik standartlar gerektiren bir kamu görevidir. Gazetecinin patronu siyasetçi değildir. Bürokrasi değildir. Sermaye değildir. İhale değildir. Gazetecinin tek patronu halktır.

Kalem, ancak gerçeğin yanında durduğunda anlam kazanır. Haber, ancak kamu yararını gözettiğinde değer taşır. Güven ise ancak şeffaflık, tarafsızlık ve hesap verebilirlikle yeniden inşa edilir.

Bugün kamuoyunun beklentisi son derece nettir. Madem ağır iddialar ortaya atılmıştır, bunlar hukuk zemininde açıklığa kavuşturulmalıdır. Varsa somut deliller ortaya konulmalı, sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir. Yoksa da masumiyet aynı kararlılıkla ortaya çıkarılmalı, hiçbir kişi ya da kurum söylentilerin gölgesinde yaşamaya mahkûm edilmemelidir.

 

Çünkü mesele yalnızca birkaç isim değildir.

Mesele, gazeteciliğe duyulan güvenin korunmasıdır.

Mesele, devlet kurumlarının itibarının gölgelenmemesidir.

Mesele, kamu vicdanının tatmin edilmesidir.

Ve en önemlisi, mesele gerçeğin hiçbir çıkar ilişkisinin gölgesinde kalmamasıdır.

Şanlıurfa'nın da, Türkiye'nin de ihtiyacı daha fazla gürültü değil; daha fazla şeffaflık, daha güçlü kurumlar, daha bağımsız yargı ve daha cesur gazeteciliktir. Çünkü hakikat, eninde sonunda yolunu bulur.

 

Önemli olan, o hakikatin ortaya çıkmasını sağlayacak cesareti, hukuku ve meslek ahlakını birlikte koruyabilmektir.


Şanlıurfa'nın artık söylentilerle değil, gerçeklerle anılmaya ihtiyacı var. Gerçekler ise yalnızca cesur gazeteciliğin, şeffaf yönetimin ve bağımsız yargının ortak iradesiyle gün yüzüne çıkabilir.

Advert