Maçın hemen ardından saha kenarında yaşanan gerginlikler, aslında saha içindeki dağınıklığın bir uzantısı gibiydi. Hakemin kötü yönetimini kimse inkâr etmiyor ama ne yazık ki bizim oyunumuz hakemden de kötüydü. Bu yenilgi, sadece hakeme bağlanarak geçiştirilemez.
Sahada Ne Vardı? Daha Doğrusu Ne Yoktu?
Elazığspor, organize, istekli ve oyun disiplinine sadık bir görüntü çizerken, Şanlıurfaspor neredeyse hiçbir hücum varyasyonu gösteremedi. Ceza sahasında etkili olamayan, kanatları kullanmayan ve doğru dürüst şut atamayan bir takım vardı sahada. Orta sahada sadece Orhan’ın çabası göze çarptı; ama bir kişinin mücadelesi, takım oyunu eksikse neye yarar?
Sinan Kurumuş ne yazık ki beklenen katkıyı yine veremedi. Berk İsmail Ünsal’ın yokluğunda onun sorumluluk alması gerekirken, sahada kayıptı. Teknik Direktör Mesut Hoca’nın oyuncu değişiklikleri ise hem zamansız hem de etkisizdi. Takım oyununun bu kadar zayıf olduğu bir günde bireysel performans da parlamayınca sonuç kaçınılmaz oldu.
Taraftar Piknikte Mi?
Bir sözüm de tribünlere. Evet, lig uzun bir maraton ama bu maraton, her etapta destek gerektirir. Maraton tribünü sanki maça değil, pikniğe gelmiş gibiydi. Futbolcuların ateşe, taraftarın coşkusuna ihtiyacı vardı. Şampiyonluk istiyorsak, 90 dakika boyunca takımın arkasında durmalıyız. Tribün gücünü kaybederse, takım da sahada yalnız kalır.
Hakem Yönetimi: Kötü, Ama Tek Sorun Değil
Elazığspor kalecisi Berk Yıldız’ın pozisyonunda hakemin oyunu devam ettirmesi maçın kırılma anlarından biriydi. Evet, hakem kötüydü. Ancak her hafta hakem şikâyetiyle oyunu unutarak ilerleyemeyiz. Kendi oyunumuzu düzeltmeden başarı beklemek hayal olur.
Son Söz
Bu mağlubiyet bir uyarıdır. Şampiyonluk isteyen bir takım, böylesine silik oynayamaz. Evimizde kaybettiğimiz bu puanları ileride aramamak için hem teknik heyetin hem futbolcuların hem de taraftarın silkelenmesi gerekiyor. Bu mağlubiyetten ders çıkarılmazsa, sezon sonunda sadece kaybedilen maçları değil, kaçan fırsatları da konuşuruz.